Thursday, June 15, 2017

YAZLIKLAR III

            91 seneden geriye bakınca, yıllar çabuk geçmiş gibi geliyor. Oysa yaşamlarımızı etkileyen ne çok olay oldu. Bazı zamanlar hiç gidemedik. Bazen semtler değişti. Bahçeler küçüldü. Evler büyüdü. Aynı ailenin ayrı birimleri olan kardeşler aynı çatı altında yaşadık. Fakat bu süreç “İkinci Göztepe Dönemi”’nden önceydi. Özetle, (1939-1956) arası diyebilirim. İçerenköy kırsal ortamı, İkinci Cihan savaşından, korunma amacıyla tutulmuştu. Teyzemin ailesiyle beraberdik. Maddi ve manevi ortaklardık.
(1945) senesi ise Suadiye Tren İstasyonu’nun ardındaki ev seçilmişti. Çünkü savaş devam ediyordu. İstanbul’da “Karartma” uygulanıyordu. Ve Suadiye kırsal bir alandı!..
Savaştan sonra, aile birimlerinin kendilerine özgü kiraladıkları köşkler, genellikle Erenköy’de “Ethem Efendi” caddesinde olmuştu.
Zaman geçiyordu. Artık (1935)’teki çocuklar değildik. (1950)’li yıllara erişmiştik.
Kardeşim Mimar, Küçük kuzenim iktisatçı olmuşlardı. Annem, babam, teyzelerim olgun yaşlardaydılar. Ben Mühendis olan Eşimle 1954’de yuva kurdum. İlk oğlumuz 1955’de doğdu. Eşim Kadıköy’lüydü. Çocuğumuzun da öyle büyümesini isteyince, ben büyüklerimi hep beraber yaz geçirmeye razı ettim. Mevsim biraz ilerlemişti. Ev bulma işini teyzem üstlendi. Komisyoncu Göztepe’deki bir köşkten söz etmiş. İstasyon caddesi, No 69!.. oğlumuz da o güzel bahçede ilk adımlarını atacak…sevinçliyiz. Taşınma hazırlıkları başlıyor. Sene ilerlemekte. Neşemiz sona eriyor. Çünkü sevgili babamı ani bir kalp kriziyle kaybediyoruz. Bu acı tarih, 1 Ağustos 1956. Can dostlarımız ev sahiplerimiz bizi, 1957 yazına bekliyorlar. Artık yine Göztepe’deyiz.. Taşınacağız.
Atlı arabaların yerini kamyon almış. Yandan çarklı vapurlar yok. Ön bahçede sekiz katlı bir apartman yükselmiş. Arkada ev sahiplerimizin kendi evleri yapılmış. Üzüm bağları çayırla birleşmiş. Arazi konutlarla dolmuş. Ağaçlar azalmış. Fakat fıstık ağaçlarıyla sınırlanmış uzun yol aynen duruyor. Ada çamlarıysa yerlerini sevmiş boy atmışlar. Ahşap köşk biraz yaşlanmış ama uzun yolun karşısına gelen tarafa yeni bir mutfak eklenmiş, önüne geniş bir platform yapılmış. Aynı yerde duran eski mutfak odası da şimdi kazma, kova, kürek, bisiklet ve bir mangal duruyor. Yandaki akasya biraz uzamış. Yeni mutfağın arkasındaki dut, bol meyve veriyor. Orada tek başına büyüyen eğri çamın altı gölge ve serin. Yemek masası, Sandalyeler, koltuklar konukları karşılamaya hazırlar artık biz bu bölümdeyiz.
Sokak kapısından girilince iki oda ve merdiven vardı. Üst kat yatak odalarına ayrılmıştı.
Burayı benimsemiştik. Başka kiracıda aranmıyordu. Böylece anlaştık bazı yazlık eşyaları orada kış uykusuna yatırıyorduk. Buna rağmen bir kamyonu dolduracak kadar çok şey özel hurçlara, valizlere, sepetlere, kutulara konuyordu.
Taşıma işlerini hep aynı kamyoncu yaptığı için neyin nereye yerleşeceğini biliyordu. Fakat o dönemde “Evden Eve Nakliyat” sistemi yoktu. Yaz hazırlığı önce kışlık evimizde başlardı. Kaldırılacak giysiler temizlenir, naftalinle güvelerden korunur sandıklara yerleştirildi. Bakırlar kalaylanır, kışa hazır tutulurdu.
Sonra sıra yazlara gelirdi…

Yorucu fakat zevkle yapılan işlerdi.

Wednesday, June 14, 2017

YAZLIKLAR II



Elimizde o dönemden fotoğraflar olmadığı için 
Nihal Erem'in kaleminden Göztepe'deki köşk'ün temsili resmini paylaşmak istedik.


1935 yıllıydı. Ben 9, Erkek kardeşim 8, Teyzemin oğlu 2 yaşında çocuklardık. 10 Kişilik bir aileydik. O yazı Göztepe’de geçiriyorduk. Göztepe bir çok büyük bahçeli köşklerin, konakların yer aldığı, yerleşik komşuların sakin hayat yaşadığı temiz havalı, güzel bir semtti.

            Göztepe’nin kendine özgü tünelli bir tren durağı vardı . Fakat asıl istasyon binası ile bitişiğindeki köprü bir bütündü. Alttaki kısa tünel aynı zamanda bir temeldi.
            O tünelin iki yanındaki geniş merdivenler peronlarla istasyonu birleştiriyorlardı.
           
            İstasyon tek katlı geniş bir salona benzerdi. Gişeler, merdivenlerin arasında yer alıyordu. Köşelerde kırlangıç yuvaları vardı. Kuşlar uçuşuyordu.
            İstasyonun önünde atlı arabalar yolcuları veya müşterileri bekliyorlardı. Orada satıcılar, birde helvacı dururdu.
            Bize kiralanan köşk istasyon caddesinde no:69’du. Cami sırasında ve çok büyük bir bahçe  içindeydi. Konum olarak istasyon caddesi ile ara sokağın kesiştiği nokta da iki katlı küçük bir ev yaptırılmıştı. Ailenin büyüğü anne ile kızı, iki hanımefendi orada yaşarlardı. Bahçenin o yan yola açılan bir kapısı daha vardı. O tarafta tulumbalı bir kuyu açılmış kenarları çimento ile sıvanmıştı. Dökülen sular, yerdeki kırmızı toprağı çamur yapardı. Ben o çamurla küçük tabaklar, kaseler yapar kurumaya bırakırdım. Ertesi sabah çatlayıp ikiye ayrıldıklarını görmek üzücüydü. Fakat kırılmaya çare olacak bir yöntem bilmiyordum.
            Köşkün 69 No’lu esas kapısı içerdeki uzun yola açılırdı. O yolun her iki yanında asırlık çamlar sıralanmıştı. Kozalardaki fıstıklar, yere dökülürdü. O yol hep gölge ve serindi.

            Büyük hanımefendinin oğlunun ailesiyle paylaştığımız küçük bir alanın ortasındaydı. Çevresinde birkaç ada çayı vardı altlarında masalar sandalyeler durur, oturulur misafir beklenir, konuklar ağırlanırdı.
            Bahçede mavi çamlar, akasyalar, ıhlamurlar çeşitli meyve ağaçlarından başka mor leylaklar bulunurdu.
            Arka bahçe de büyüktü. Orada iki taraftaki bağları ayıran uzun yola özel incir ağaçları dikilmişti. Tüketim fazlası dallarda kalan incirler, çürümez büzülüp ve kuru incir gibi olurlardı.

            O ortadaki uzun yolun sonundaki bahçe kapısı çayıra açılırdı. Otlarla kaplı dümdüz çayır, perona kadar uzanırdı. Aşağı inmek için dar bir merdiven yapılmıştı. Akşam üzerleri ellerimizde sandviçlerle babamı getirecek treni heyecanla beklerdik. Bazen kuzenlerimiz de yatılı kalırlardı.

Babam büyük bir uçurtma yapmıştı. Uçurtmak keyifliydi. Babamı dinlendirirdi. Önce ilk o havalandırı,r sonra ipin ucunu, sırayla uzanan ellere bırakırdı. “Koşup terlemeyin” diye öğüt verirdi. Uçurtmanın rengarenk püsküllere benzeyen kuyruğunun dalgalanışını izlemek ayrı bir zevkti.
            Kuzenler yatıya gelince , anneannem beş torunu alarak mutlu olur, hepimizi araba gezisine çıkarırdı. Önce fırından taze simit, helvacıdan; kağıt, susam ya da koz helvası alınırdı. Sonra “Hasan Efendi” ‘nin arabasına binilirdi. O bizi çoğunlukla İçerenköy’e götürüp getirirdi.
Günler oyunlarda geçerdi. Akşam olunca yorgun yatardık.
Karyolalarda sivrisineklere karşı koruyan, ince tülden “cibinlik”ler vardı.”Flit” marka spreyler özel tulumbalarıyla sinek savaşı için kullanılırdı.
Sonraki yıllarda yine Erenköy, İçerenköy, Suadiye gibi semtlerde yaz geçirdik. Fakat Göztepe hayatımızın iki döneminde yer aldığı için farklıydı! Sayın ev sahiplerimizle oluşan dostluk ömür boyu sürdü. Babamın çok sevdiği mor leylaklardan oluşan kucak dolusu bir demeti kışlık evimize getirecek kadar derindi.
O dönemde “Atlı Muazzez” diye anılan geç kızı, binici kıyafeti ile atını güvenle sürdüğünü görmek için kapıya çıkardım. “Nadir Ağa” “Tahsin Nejat Bey”, ev sahibimiz Nejat bey ve kardeşi Nejat…
Nadir ağa dışında, bütün Nejat’lar aynı zamanda o köşkte bulundular. Bu yüzden, o güzelim binayı, o devri, Göztepe’nin “Nejatlı Köşkü” diye hatırlayalım.
Çünkü onların hepsi özellikleri neşeleri esprileriyle Göztepe’nin sembolleriydiler.






Friday, June 9, 2017

YAZLIKLAR










                  Şimdi 2017 yılının ilk baharındayız. Yazlıklara geçme mevsimi geldi. Aileler kendi yazıkları yoksa, “ Sayfiye = (Yazlık)” sayılan semtlerde, iki - üç aylığına bahçeli köşkler, yalılar veya evler kiralardı. Bunları düşünürken , çocukluğumun çok gerilerde kaldığının farkındayım.
                  Bu konuya değinmenin gereği var mı ? Bilmiyorum. Doğal olarak yaşam koşulları, bakış açıları değişti. 
                  Rahatlık, kolaylık, çeşitlilik isteği, çalışma şartları gibi etkenler, yenilikleri ön plana çıkardı. Eski düzeni yorucu, sıkıcı bulanlar olduğu gibi, merak edenler de bulunabilir diye 86 yıl önceye dönüyorum!... Ailemizin kiraladığı ilk yazlık Fener Yolu’ndaymış, erkek kardeşim 4 ben 5 yaşında imişiz.
                  Gerek anlatılar ve fotoğraflardan başka belleğimde iz bırakmış, hayal meyal anılar göre, Feneryolu’ndaki iki katlı yeni kagir binada, havagazı tesisatının olması bazı hanımları ürkütmüş. “Ya sızıntı veya patlama olursa!” korkusu giderilince ev tutulmuş. Taşınma hazırlığı başlamış. Altı kişilik ailenin boş bir evdeki ihtiyaçları toplanacak!..
                  Sevgili annem tabak, bardak gibi kırılgan şeyleri eliyle kağıtlara sarıp sepetlere güvenli olarak yerleştiriyor. Diğer işler tamam olunca bizim oyuncaklarımız, tahta binek atlarımıza da yer bulduruyor.
                  Eşya kapıya gelen atlı arabaya yükleniyor. Yandan çarklı araba vapuru ile Üsküdar’a varılıp Feneryolu’na doğru giderken kaza oluyor, araba devriliyor. Fakat başka zarar olmadan yaz geçiriliyor. Havagazı vazgeçilmez bir ihtiyaç olarak, kışı geçirdiğimiz eve de bağlatılıyor. Eski paşalardan ünlü birinin yanan köşkünün yerine bu ev yaptırılıyor. Ev sahibinin eşi “Madam Mari” ile gelişen dostluk çok uzun yıllar sürdü.
                  Ertesi sene yaz aylarını Erenköy istasyonu yanındaki “Ziyapaşa” köşkünün bir bölümünde geçirdik. O sene annem ve teyzelerimin de katılımıyla ailemiz daha da genişledi. Taşınma yöntemi herhalde aynıydı. Çocuklar için oyun alanları önemliydi. O köşkün bahçesi de güzeldi. Çeşitli ağaçlarla bezenmişti. Ortada, gerçekten büyük bir havuz vardı. İçi boştu. Bize göre geniş bir oyun alanıydı. Çevresine birkaç salkım söğüt dikilmişti. Dalları havuzun içine doğru sarkıyordu. Ağaç gövdeleriyle  dallar arasında oluşan boşluklar, saklambaç oyunu ve bebeklerim için uygundu. Orası bir çocuk cennetiydi. Havuzun diğer yönüne avize çiçekleri dikilmişti. Kılıç gibi uzun sivri yaprakları gökyüzüne dönüktü.
                  Şimdi hayalimde o havuzun berrak su ile dolu olduğunu, etrafında keyifler yapıldığını, müzik dinlendiğini canlandırmağa çalışsam da başaramıyorum.
                  Bizde çocuklar olarak, orada dünya dertlerinden habersiz, neşeli oyunlu günler geçirmenin, anılarını saklıyoruz.
                  Büyüklerimizin de o köşkte yaşanmış çeşitli, izlenimleri dinledim.
                  Bir teyzem o köşkte, kalabalık bir aile töreniyle evlendi. Bahçe düğünüydü. Ama havuz hala boştu.
                  Hatıralarla kışlık evimize döndük…
Yıllar geçti. Sonra bahçe arazisine evler yapıldı. Belki bugün gökdelenler avize çiçeklerinin yaprakları gibi sivri ve göze batıyorlardır…
















Thursday, June 1, 2017

İSTANBUL 

BUGÜN 29 MAYIS 2017 PAZARTESİ. 29 MAYIS 1453 SALI GÜNÜ ORTA ÇAĞI SONA ERDİREN DÖNEMIN BAŞLANGICI. 
O TARİHTEN BU YANA  564 YIL GEÇMİŞ. UNUTULMAMIŞ… 
BU OLAYIN KUTLANMASI BİZİM İÇİN NE ANLAM TAŞIYOR? DOĞU ROMA İMPARATORLUĞUNUN BAŞKENTİ  CONSTANTINOPOLIS, ÖNEMLİ BİR ŞEHİR. KARADENİZİ AKDENİZE ULAŞTIRAN BOĞAZ DA YER ALIYOR. ÇEVRESİ KALIN SURLARLA KORUNUYOR. ÇOK KEZ KUŞATILMIŞ, FAKAT ALINAMAMIŞ.  GENÇ OSMANLI PADİŞAHI İKİNCİ MEHMET İLERİ GÖRÜŞÜYLE, BOĞAZIN HER İKİ YAKASINDA BİRER HİSAR, YAPTIRARAK GEÇİŞLERİ KONTROL EDİYOR. ORDUSUNU HAZIRLIYOR. 29 MAYIS 1453 SALI GÜNÜ, GEMİLERİNİ  KIZAKLARLA KAYDIRARAK HALİÇE İNDİRİYOR. ZORLU SAVAŞTAN SONRA, BİZANS'IN BAŞKENTİNİ TESLİM ALIYOR VE İSMİNİ İSTANBUL KOYUYOR. KENDİSİ DE OSMANLI İMPARATORU “FATİH SULTAN MEHMET” ADIYLA ÜN SALIYOR… BÖYLECE YENİ ÇAĞ BAŞLIYOR. ISTANBUL GEREK KONUMU  GEREK TARİHİ BAKIMINDAN, BİR ÇOK ACI VE TATLI SİYASAL, SOSYAL OLAYA TANIK OLMUŞ, UYGARLIKLARA SAHNE AÇMIŞ DEĞERLİ BİR MERKEZ. ZENGİN KÜLTÜRÜ DIŞINDA YIPRATICI VAKALARLA DA KARŞILAŞMIŞ. BUNLARIN EN ÜZÜCÜ VE ÖNEMLİSİ İSE İSTANBUL'UN İŞGALİ. ÇANAKKALE'Yİ SAVAŞARAK GEÇEMEYENLERİN SİYASAL BASKILARLA İSTANBUL'A GİREBİLMELERİ ÇOK ŞAŞIRTICI. ANCAK: SEVGİLİ ATATÜRK'ÜN: “GELDİKLERİ GİBİ GİDERLER.” SÖZÜ BÜTÜN ULUSUN SAVAŞMASIYLA  “6 EKİM 1923 DE” İŞGALCİLERİN GİDİŞLERİYLE SON BULUYOR. İSTANBUL BU SEVİNCİNİ “29 EKİM 1923” DE CUMHURİYET BAYRAMIMIZIN İLANI İLE KUTLAMIŞ OLUYOR. BU GÜN 1926 YILINDA ISTANBUL'DA DOĞAN 91 YAŞINDA BİR KADIN OLARAK O HUZURSUZ  GÜNLERİN ELEMİNİ  ETKİLERİNİ, EĞİTİMCİLERDEN OLUŞAN AİLEMDEN ÇOK DİNLEDİM. BENİM DE  SÖZ HAKKIM VARSA, DEMEK İSTERİM Kİ 564 YILDIR KORUDUĞUMUZ BİZİM EŞSİZ, SERVETİMİZ  OLAN KENTİMİZİN, BU GÜN BİLE, KORUNMASI GEREKEN, DEĞERLERİ, GÜZELLİKLERİ ALANLARI, YÖNLERİ VAR. ÖRNEĞİN: ESKİ NEZAKET, SAYGI, AHLAK, ÖZVERİ KURALLARI… 
İSTANBUL'UN EŞSİZ  SİLÜETİNİ BOZAN VE O  GÜZELİM NARİN MİNARELERİN ARDINDA YÜKSELEN ÇİRKİN TİCARİ BİNALAR…. 
DEPREM KUŞAĞINDA YER ALAN BU BELDENİN İÇİNDE YOĞUNLAŞAN O HANTAL GÖRÜNÜMLÜ GÖKDELENLERİN KORUNMA ALANLARINA TAŞMASI?...  
KIYILARIN EKLENTİLERLE TEPELERİN, KIRLARIN İNŞAATLARLA, KORULARIN AĞAÇLARIN KESİLMESİYLE YÖN DEĞİŞİMLERİ GİBİ ETKENLER… ELBETTE İSTANBUL DA GELİŞECEK, NÜFUSU ÇOĞALACAK SORUNLARI ARTACAK. ANCAK SOSYAL VE KÜLTÜREL BİLİNCİN EMRETTİĞİ UYGARLIK TOPLUM İÇİN ÖNEMLİ.  YENİLEŞİRKEN ESKİ ESERLERE, TOPRAĞA SAYGYLI OLALIM. NEFES ALACAK YER KALSIN . İSTER İSTANBUL'DA DOĞMUŞ, TEK TÜK KALMIŞ ÇOK YAŞLI KİŞİLER, İSTER BURAYA GÖÇ EDENLER VEYA YENİ YETİŞEN KUŞAKLAR OLSUN,  HEPİMİZ SORUMLULUĞUMUZU BİLELİM!              
ÇÜNKÜ KAYBEDİLEN GERİ GELMİYOR. SÖYLEMEK İSE YETERLİ DEGİL. KEMİREN GÜVELER GİBİ, BU BENZERSİZ KENTİ, HİÇ KİMSE DELİK DEŞİK ETMESİN. 

YAZIK OLDU! OLUYOR!..

İSTANBUL

BUGÜN 29 MAYIS 2017 PAZARTESİ. 29 MAYIS 1453 SALI GÜNÜ ORTA ÇAĞI SONA ERDİREN DÖNEMIN BAŞLANGICI. 
O TARİHTEN BU YANA  564 YIL GEÇMİŞ. UNUTULMAMIŞ… 
BU OLAYIN KUTLANMASI BİZİM İÇİN NE ANLAM TAŞIYOR? DOĞU ROMA İMPARATORLUĞUNUN BAŞKENTİ  CONSTANTINOPOLIS, ÖNEMLİ BİR ŞEHİR. KARADENİZİ AKDENİZE ULAŞTIRAN BOĞAZ DA YER ALIYOR. ÇEVRESİ KALIN SURLARLA KORUNUYOR. ÇOK KEZ KUŞATILMIŞ, FAKAT ALINAMAMIŞ.  GENÇ OSMANLI PADİŞAHI İKİNCİ MEHMET İLERİ GÖRÜŞÜYLE, BOĞAZIN HER İKİ YAKASINDA BİRER HİSAR, YAPTIRARAK GEÇİŞLERİ KONTROL EDİYOR. ORDUSUNU HAZIRLIYOR. 29 MAYIS 1453 SALI GÜNÜ, GEMİLERİNİ  KIZAKLARLA KAYDIRARAK HALİÇE İNDİRİYOR. ZORLU SAVAŞTAN SONRA, BİZANS'IN BAŞKENTİNİ TESLİM ALIYOR VE İSMİNİ İSTANBUL KOYUYOR. KENDİSİ DE OSMANLI İMPARATORU “FATİH SULTAN MEHMET” ADIYLA ÜN SALIYOR… BÖYLECE YENİ ÇAĞ BAŞLIYOR. ISTANBUL GEREK KONUMU  GEREK TARİHİ BAKIMINDAN, BİR ÇOK ACI VE TATLI SİYASAL, SOSYAL OLAYA TANIK OLMUŞ, UYGARLIKLARA SAHNE AÇMIŞ DEĞERLİ BİR MERKEZ. ZENGİN KÜLTÜRÜ DIŞINDA YIPRATICI VAKALARLA DA KARŞILAŞMIŞ. BUNLARIN EN ÜZÜCÜ VE ÖNEMLİSİ İSE İSTANBUL'UN İŞGALİ. ÇANAKKALE'Yİ SAVAŞARAK GEÇEMEYENLERİN SİYASAL BASKILARLA İSTANBUL'A GİREBİLMELERİ ÇOK ŞAŞIRTICI. ANCAK: SEVGİLİ ATATÜRK'ÜN: “GELDİKLERİ GİBİ GİDERLER.” SÖZÜ BÜTÜN ULUSUN SAVAŞMASIYLA  “6 EKİM 1923 DE” İŞGALCİLERİN GİDİŞLERİYLE SON BULUYOR. İSTANBUL BU SEVİNCİNİ “29 EKİM 1923” DE CUMHURİYET BAYRAMIMIZIN İLANI İLE KUTLAMIŞ OLUYOR. BU GÜN 1926 YILINDA ISTANBUL'DA DOĞAN 91 YAŞINDA BİR KADIN OLARAK O HUZURSUZ  GÜNLERİN ELEMİNİ  ETKİLERİNİ, EĞİTİMCİLERDEN OLUŞAN AİLEMDEN ÇOK DİNLEDİM. BENİM DE  SÖZ HAKKIM VARSA, DEMEK İSTERİM Kİ 564 YILDIR KORUDUĞUMUZ BİZİM EŞSİZ, SERVETİMİZ  OLAN KENTİMİZİN, BU GÜN BİLE, KORUNMASI GEREKEN, DEĞERLERİ, GÜZELLİKLERİ ALANLARI, YÖNLERİ VAR. ÖRNEĞİN: ESKİ NEZAKET, SAYGI, AHLAK, ÖZVERİ KURALLARI…
İSTANBUL'UN EŞSİZ  SİLÜETİNİ BOZAN VE O  GÜZELİM NARİN MİNARELERİN ARDINDA YÜKSELEN ÇİRKİN TİCARİ BİNALAR…. 
DEPREM KUŞAĞINDA YER ALAN BU BELDENİN İÇİNDE YOĞUNLAŞAN O HANTAL GÖRÜNÜMLÜ GÖKDELENLERİN KORUNMA ALANLARINA TAŞMASI?... 
KIYILARIN EKLENTİLERLE TEPELERİN, KIRLARIN İNŞAATLARLA, KORULARIN AĞAÇLARIN KESİLMESİYLE YÖN DEĞİŞİMLERİ GİBİ ETKENLER… ELBETTE İSTANBUL DA GELİŞECEK, NÜFUSU ÇOĞALACAK SORUNLARI ARTACAK. ANCAK SOSYAL VE KÜLTÜREL BİLİNCİN EMRETTİĞİ UYGARLIK TOPLUM İÇİN ÖNEMLİ.  YENİLEŞİRKEN ESKİ ESERLERE, TOPRAĞA SAYGYLI OLALIM. NEFES ALACAK YER KALSIN . İSTER İSTANBUL'DA DOĞMUŞ, TEK TÜK KALMIŞ ÇOK YAŞLI KİŞİLER, İSTER BURAYA GÖÇ EDENLER VEYA YENİ YETİŞEN KUŞAKLAR OLSUN,  HEPİMİZ SORUMLULUĞUMUZU BİLELİM!              
ÇÜNKÜ KAYBEDİLEN GERİ GELMİYOR. SÖYLEMEK İSE YETERLİ DEGİL. KEMİREN GÜVELER GİBİ, BU BENZERSİZ KENTİ, HİÇ KİMSE DELİK DEŞİK ETMESİN. 

YAZIK OLDU! OLUYOR!..