Tuesday, August 15, 2017

YALAN


Yalan söylemek fena bir alışkanlıktır. İlkokul okuma kitaplarında o konuyla ilgili hikayeler vardı. (Yalancının evinin yandığını kimse inanmadığını) okurduk. Değerli yazarımız ‘Ömer Seyfettin’in’ (Kaşağı) hikayesi: “Ben Gönen’de doğdum” diye başlardı. Bir çocuğun söylediği yalan yüzünden çektiği azabı anlatmakla biterdi.
Ahlak kuralları vicdana insanca ilişkilere, doğruluğa dayanır. İlkeler çok önemliydi ki, gerçek suçlular için bile affedici bahaneler arardı. Ve “Belki çok yoksuldu ya da çaresizdi.” Diye düşünülürdü ancak mahkeme kararından sonra cezası verilirdi.
Toplum vicdanı genellikle hâkimi onaylardı. Yalan uluslarca ve kanunlar bakımından, suç sayıldığına göre, bu alışkanlık fark edilirse önlemeye çalışılmalı. Çocukları korkutmak ve ceza vermek yerine zararlarını anlatmak daha iyi sonuç veriyor.
Yalanın sakıncaları öğretilmedikçe ‘İnsan sözü ‘nün’ güvencesi ve kıymeti kalmıyor. Örneğin: Bulunmuş bir mücevherin veya çok ya da az paranın sahibine verilmesi yahut polise teslim edilmesi hayret uyandırıyor. Kaybın sahibini aramak o kadar kolay ve hoş olmayabilir. Çünkü bazı kimseler, bulana teşekkür etmeden önce parayı sayacak kadar saygısız olabiliyorlar. Oysa güven önemli. Davranışlar, sözler, yalanlar iz bırakıyor.
Şimdi ise (Söz Namustur) Ata sözü unutuldu gibi… Artık yalan, dolandırıcılığın temeli olmuştur. Kandırmak için çeşitli yalanlar uyduruluyor. Düzenler kuruluyor. Soygun yapılıyor. Bütün yalan kaynaklı eylemler namus kavramı dışına itilemez. Aksi halde “Namusluyum” iddiası doğru olmaz. Namus sadece cinsel, bedensel konularla sınırlanamaz. O her türlü “Ahlaki temizliği” içeren yüksek kavramın değerini düşüremeyiz.

“Söz namustur” demek: Tüm maddi, manevi üstünlükleri kapsayan ve değeri asla indirgenmeyecek sözün özü bir ifadedir.

MERAK


Çok işlevsel bir aygıt gibi, “Merak” kavramı da çeşitli şekillerde kullanılıyor ve dünyaya gelmekle başlıyor. Geniş açıdan her konuyu kapsıyor. Öğrenme amaçlı merakı yaşamadığımız an sanki yok.
Hayat önümüze açılmış bomboş bir defterin ilk sayfası, zamanla dolacak.
Bedensel, ruhsal, görsel, işitsel bilgiler, zihinsel izlenimler, defterde yer aldıkça merak alanı gitgide genişliyor.

Anne, baba, çıngırak, aile, komşu, oyuncak derken, eğer olmasa merak, nasıl büyür o çocuk? Ne zaman olgunlaşır?
“Meraklı olmayan kimse var mıdır?”
“Bu soruyu sorudan etken merakın ta kendisidir.”
Sözcük olarak ise “merak” [Endişe, öğrenme isteği, birinin özeli soruşturma] anlamlarına geldiği gibi başka ifadelerde de bulunabilir.
Bu yüzden, derecesi, aşırıdan – aldırmazlığa kadar değişen merak, hayatı olumsuz etkileyebilir. Örneğin: Bir gecikme süresinde akla gelen ilk fikrin (kaza) olması sağlıklı bir düşünce değildir. Bu hak, merak edeni ve edileni de üzer.
Oysa bugün trafik sorunu olduğu bir gerçek, şehir içi ve ana yollarda çok can kaybı olması, insanı karamsarlığa itmesinin nedeni sadece sürücüler mi diye, merak eden yöneticiler kadar, ilgisizlik de zararlı olur. Oysa biraz merak can bile kurtarabilir.
Toplum yasaları insanları birbiriyle iyi ve kara günde de kollamalarını öngörüyor. O açıdan merak önem taşıyor.
Doğa kanunları ise, hep ileriye dönük her an yeni bir olay değişik bir haber duyulabilir. Ümit beslenir merakla izlenir. Bu durum bilimin gelişmesine neden oluyor. Araştırmacılar merak ettikleri sırları çözmek için çalışıyorlar. Fakat bilimin sonu gelmiyor.
Kişisel meraklar çeşitli konuları kapsadığı gibi, (Dedikodu) ya kadar da uzanır. Bazı kimselerin özel merakları tutku haline geliyor. Örneğin kanarya, güvercin yetiştirenler dernekler kurup aralarında yarışıyorlar.
Bu gibi meraklar bazı türlerin gelişmesine katkıda bulunuyorlar. Bireyler yeteneklerine göre merak duydukları sanat dalına yöneliyorlar.
Bazı kişiler de, özel kimselerin hayatlarını ilginç bulup merak ediyor ve dedikodular yapıyorlar.
Fakat bugünün ortamında akıl sağlığı yerinde olmayan, psikolojisi bozuk ve içki, uyuşturucu bağımlısı birinin, bıçak ve silah taşıdığı bir gerçek.
Bu koşullarda birçok dedikoducu bilmeli ki,
Yaydıkları olumsuz haberlerin sonunda, örnek alanların işlediği suçlarda onlarında payı var.

Şimdi toplum, kötü örneklerin nasıl yok edileceğini merak ediyor.

Wednesday, August 2, 2017

FIRSAT


Yaşamda her bireyin hep karşısında duran bir olgu FIRSAT… Duruma göre değişen kişinin karakterine olaylara bakış açısına bağlı. Ya bir değer ya da bir kayıp örneği piyangoda en büyük almamış olmak bir kayıp ölçütü değil. Aksine, bu durum kişiyi bazı fena olaylardan korumuş olabilir.
Bu iki yönlü yorum insanları fırsat aramaktan hatta yaratmaktan geri bırakmamalı. Çünkü bu etkinlikler hayatın devamını sağlayan içgüdüsel dürtülerdir. Zengin olmak için çalışmak kınanmaz. Yeter ki hakka, hukuka ve adalete uygun şekilde kazanılsın. Ve kişilere, yurda yararlı yatırımlar olsun. Nitekim vatandaşlar arasında böyle örnek olan isimler, aileler çoktur.
Ancak “Fırsat” sadece maddeyle ilgili sayamayız. Hangi yaşta olursa olsun yahut doğuştan engeli bulunsun, insanların karşılarına çıkan fırsatları değerlendirmeleri mümkün.
Doğuştan engelli birçok kişi, azim, gayret ve sabırla çalışarak, meslek, iş ve sanat sahibi oluyor.
Başarılı olmak bir yana, rekor kırıyorlar. Burada, özellikle engelli kişileri topluma kazandırmak için aileye, devlete, eğitimcilere büyük görev düşüyor toplum ise vatan siyaseti uğruna bazı organlarını kaybetmiş değerli gazilerimize ve engelli kişilere anlayışlı ve saygılı davranmayı öğrenmelidir. Bu bir sorumluluktur.
Çocuklarımıza kindar olmayı değil, iyilik yapmayı seven, yardımcı ve iyi dindar olarak büyütelim. Din görevi yapanların esas işi, çocukların içini karartmak değil, onları iyi insanlar olarak yetiştirmektir.
İşte! Bu da bir fırsattır!
Ben de doksan bir yaşında, huzur evinde yaşayan engelli biriyim. Son zamanlarda elime geçen bir teknolojik fırsatla yeniden okuma-yazma şansına kavuştum. %10 kadar gören gözlerimle yapabildiğim şeyleri çoğunu artık yapamıyorum. Fakat dünyada insanlık uğruna çalışan, üreten yardım edenlere ilgi ve sevgi gösterenlere sonsuz teşekkürler ediyorum. Ümitliyim.

Düşündüklerimi, duygularımı ifade etme fırsatını veren yüce Allah’ıma şükürler ediyorum.