Wednesday, May 16, 2018

SEVGİ

Gizlendi mi sevgi?
Kaybedildi mi?
Ortada yok çoktan beri
Umarım döner.
Çünkü o gitti gideli
Boş kaldı yüreğimiz
Ne koyacağız yerine şimdi
Düşmanlık mı?
Silah mı?
Savaşın sonu belli oldu.
Yokluktu.
Nerede kaldı eski duygular?
Kalbimiz titredi o zaman.
Ama unutuldu.
Bulacak mıyız acaba tekrar
Darılıp bizden kaçan sevgiyi?
Onun saklandığı bölgeyi ve eşsiz hazineyi…
Önce hak edilmeli
O sevgi.
ANNELİK

Anne bir tanedir. Eşi yoktur. Canı, kanı, özverisiyle sevgisi tartılmaz hiçbir teraziyle. Emeğini esirgemez.

Acaba niye?

Kendi annesini örnek almıştır her halde.
Çünkü o, pamuk saçlı, güler yüzlü, tatlı sözlü anneanne evin çınarıydı, yeri dolmadı.

Peki ama benim kaç annem vardı?
Şefkatli teyzelerim de birer anaydı bana.
El üstünde tuttular. Korudular, kolladılar.
Hepsi.
Bende biliyordum zaten her birinin değerini.
Ödeyemem asla haklarını, senede sade bir gün yetmez. Anarım hep adlarını.
Aslında her kadında vicdanıyla bir annedir. Gerektiği zaman göze alır her şeyi. Bunu anlayalım. Ona göre davranalım ve öğretelim annelere saygı göstermeyi.
Çünkü sevginin kaynağıdır anaların yüreği iyi ki rabbim vermiş bana evlatlarımı. Daha iyi anladım anneliğin anlamını. Fakat geç kalmışım fark etmekte annemin bağlılığı torunlarına.
Meğer bu bir aşamaymış kuşaktan kuşağa geçen. Şimdi anlıyorum. Önce den gelirse borcunu ödüyor yeni nesille artık oğullarımın bile torunları var. Ben de seviyorum torunlarımın çocuklarını bu yıllar.

Şimdi çok yaşlıyım
Evlatlarımın ilgisiyle hayattayım
Ve mutlu ediyor beni.
Bunları düşünelim biraz
Annelik unutulmaz

Thursday, May 10, 2018

KAPILAR


Devlet kapısı kavramı, dilimizde “Devletten yarar sağlamak veya başkalarının sayesinde rahat yaşamak” anlamında kullanılan bir terimdir.

Aslında ülkelerin de sınır kapıları vardır. Devletler girişleri çıkışları kontrol ederler. Herkes her yere izin almadan giremez. Gümrük kapıları kaçakçılığı önlemek içindir. Ancak kaçırılan sadece mal olmuyor. Bazı insanlar, ölümü göze alarak yurtlarından kaçmak istiyorlar. Bu çaresiz kalan kişileri, aileleri kaçırmağı iş edinen vicdansızlar bu durumu ticaret kapısı sayıyorlar. Duygusal taraf hiç düşünülmüyor. Kapı eskiden beri giriş çıkış için tasarlanmış koruyucu bir araçtır.

Eskiden şehirleri güvenli kılan çevre duvarları ve kapıları vardır. Çin seddi ve İstanbul surları gibi bazılarının kalıntıları hala durmaktadır. İstanbul’da semtlere isim vermiş ünlü kapılar vardır. Edirnekapı, Topkapı, Kumkapı, Bahçekapı, Çarşıkapı, Silivrikapı gibilerden başka Mevlanakapı bir kişi adına ‘Çatkapı’ belki bir olay üzerine verilmiştir kapıydı. Günlük yaşamda bitişik evlerde komşu kapısı, ev kapısı, sokak kapısı, oda, mutfak ve diğer yerlerin kapıları özel hayatın da koruyucularıdır kilitli, sürmeli olabilirler. Çok çeşitli kapılar üretilmiştir.

Genellikle, içeri dışarı açılan iki, üç menteşeli tutamaklı olanlar yaygındır. Ray üzerinde sürgülü olanlar daha az yer kaplarlar. Çoğunlukla büyük mağaza ve bankalarda bulunan, kendi ekseni etrafında dönen dairesel kapılar da vardır. Kasa kapıları özel kilit veya şifre sistemine bağlıdır.

Kapı geniş anlamlı bir sözcüktür birçok deyimde yer alır. İş kapısı, ekmek kapısı geçim parasının kazandığı yer demektir. El kapısı iş vereni veya başka birinin evinde çalışır veya yaşamaktan duyulan üzüntüyü anlatır. Bir tür halinden şikayettir. Kapı kolu, kapı tutamağıdır.
Kapı kulu, zengin köy ağasının işçisi ve evine sığınmış hizmetçisi. Kapı yoldaşı aynı iş yerinde 
çalışan iş arkadaşı aynı düzeyde olanlar demektir.
Gönül kapısı, sevecenlik samimiyet cömertlik gibi nitelikleri ifade eder, gönül kapıları açık olsun yeter.

YALANCI’YA


Pembe yalan söylenir
Fakat inkar edilir
“Hiç  yalanım yok” denir
Ancak doğru değildir
Amaç iyi niyettir
Öğrenilir küçükken
Eğer derse bilmeden
Hiç özür dilemeden
Kurtulamaz ellerden
Çünkü yalan fenadır
Dileği aldatmaktır
Açık anlatmalıdır
Gizlenmesi kızdırır
Yalan huy olur kalır
Kimse onları sevmez
Boş laf duymak istemez
Masalını dinlemez
Evi yansa fark etmez
Sözüne güvenilmez
Yalan ortaya çıkar
Duyan durumu anlar
Söyleyen buna şaşar
Utançla yere bakar
Sonra oradan kaçar
Sakın yalan söyleme
“Ben de pişmanım deme”
Utançla af dileme
Yazık etme kendine
Dönemezsin geriye

Saturday, May 5, 2018

YAŞAMA SEVİNCİ


Ne yönde gelişeceğini bilmediğim soru ve sorunlar var.
Onları düşünüyorum. Bulduğum yanıt ve çözümler yeterli değil.
Biraz daha geriye dönüp incelemem gerekiyor. Olumlu veya olumsuz pek çok olay gelmiş, geçmiş.
Devamlı olan, yaşama isteği kalmış. Bu düşünce ile içimden gelen sesi dinliyorum.
Bekliyorum.
Umut iyimserlik ve biraz da sabır karamsarlığı önler. Çünkü ne kadar istesem de yaşam koşullarına karşı gelmem mümkün değil. Bu yüzden, bütün dünyanın sıkıntılı olduğu çağımızda, kendi problemimi abartmamalıyım. Sadece içten dilemekle yetiniyor ve bekliyorum.
İşte o gün geldi. İyi haberi aldım. Yaşamın mutlu bir saatiydi. Yaşam sevinci her zaman vardır. Yeter ki algılı olalım. Belirli bazı olaylara bağlayıp kısıtlamayalım.
Bazen bir anımsama, bazı kez bir söz, bir davranış bir görüntü… Hepsi yaşam sevincidir.
Anılar yaşanmış olayların, kişilerin, yapılmış işlerin zihinde tekrarlanmasıdır. Hoşgörü ister. Olayları anımsarken yanılma olasılığı da mümkün olduğu için bazı aksamalardan korkulur. İyi yorum esastır.
Bir söz önemlidir. O sözün anlamı kadar nasıl ve ne amaçla söylendiği de iyi anlaşılmalıdır. Tatlı söz dostluk yaratır, acı söz kırıcıdır. Unutulması zordur.
Davranış çok etkilidir. Saydı, ikiyüzlülük yalancılık, özveri, yardım gibi iyi veya fena nitelikler sosyal hayat düzeni içinde yer alan ve dikkat çeken hareketlerdir.
Görüntü estetik içermiyorsa rahatsızlık verir. Her yerde her konuda güzellik, sanat göze çarpar. Bir çiçeğin, bir kentin, doğal manzaranın verdiği yaşam sevinci aynıdır. Önemli olan o mutluluğu zedeleyen hareketlerden sakınmaktır. Bu kişilere düşen bir görevdir. Bir ağacın altının, bir akan su kenarının, kentin tarihinin kirletilmesi yok edilmesi, çiçeklerin koparılması, ormanların kesilmesi, yakılması, çöplük yapılması ve sosyal hayattaki çok üzücü olaylar toplumun yaşam sevincini etkilemiyorsa bu durumda bir tehlike olduğunu sanmıyorum. 
İnsanlar parçası oldukları doğadan aldıkları hayat süresindeki yaşam sevincini kaybetmemek için çok eğitilmelidir. 
Bilinçsizlikle oturulan dal kesilmesin.
23 NİSAN ÇOÇUK BAYRAMI 
(1924)

Mis kokulu sabunun
Temiz ağız burunun
Ovaladıkça Köpürür
Baloncukları büyütür
Sevinirsin, gülen yüzün
Orda evreni görürsün
Sana gizlerini söyler
Yıldızlardan söz eder
Birisini paylaşırız
Bembeyaz aya yakışır
Sizin için dalgalanır
Atatürk’ün armağanı
Yirmi üç Nisan bayramı
Çocuklar haydi uyanın
Mis kokan sabunu alın
Temizlenip giyinin
İşim Bitti demeyin
Hatırlatın o tarihi
Varlığınızın temeli
İşte bu büyük savaştır.
Özgü yaşamak amaçtır.


23 Nisan 2018

UZUN YAŞAM


Uzun yaşamın bir anlamı olmalı mı? 
Bu bir şans mı? 
Yoksa boş geçmiş bir sürecin sonucu mu? 
Bu sorunun yanıtı, uzun seneleri geride bırakmış biri verebilir. O cevap hem biraz kişisel hem de hayatı basite indirgemiş olur. Uzun ömürde, insanların kendi karar ve davranışlarının da payı vardır. Çünkü aynı tip veya benzer olaylar birçok kimsenin başına geliyor. Ama etkisi ve tepkiler farklı oluyor. Hayatı her yönüyle bir bütün olarak kabul edenler, problemlere çözüm ararken paniğe kapılanlar kendileri zarar görüyorlar. Olay acı ve üzücü olsa bile karamsar olmuyorlar. Olgulara olumlu yaklaşanlar yaş almaktan korkmuyorlar. 
Belki eski sorumlulukları yüzünden erteledikleri heveslerini uygulama fırsatını buluyorlar. İleri yaşlarda bile olsa tatil yapmak veya sevdiği biri ile hoş vakit geçirmek. Monoton hayata renk katmak. Doktorların da önerdiği bir kür ve yasaların da tanıdığı hak oluyor.
İlerleyen tıp bilimi ile uzayan ömürler. Teknolojik buluşlar ve sosyal kurumsallaşmalar giderek halka ulaşıyor. Bu gibi zihinsel ve ruhsal problemleri önlenmesi için tıp yolu açık olmakla beraber. Hastalık haline dönüşmesine engel olabilecek bazı öneriler de oluyor. Bunların çocuğuna küçük yaşlarda başlanırsa daha iyi sonuç alındığı biliniyor. Toplum yaşamında yararlı kişiler olmak üzere bazı kavramları baskı yapmadan öğretirken çocuklara sanat dallarından birini önermeli, ilgi duydukları anlamağa çalışmalıdır. Ya da bir spor kolunda en enerjisini kullandırmalıdır. Bunlar vakti boş geçirmek değil. İleri yaşlar için yatırım yapmaktır. Bunu bilerek yazıyorum.
Çünkü ben de sonradan, görme engelli olmuş biriyim. 1926’da İstanbul’da doğmuş ve 2018’e ulaşmış 92 yaşında bir kadınım. Böylece hem yirminci, hem de yirmi birinci yüz yılda yaşamış oluyorum. 
Çocukluğumdan beri resim yaptım. Renkleri sevdim. Hayatımın bir bölümünü doldurdular. Yaptıklarımı beğenenlere vermek bir paylaşımdı. Sessiz ve ruhsal bir ileti şimdi.
Yaşam sürecimde bazı sağlık sorunlarım ve diyabetli olduğum anlaşıldı. 88 yaşıma kadar resmi bırakmadım. Fakat artık sadece siyahı, beyazı ve ışığı fark ediyordum. Görüntü ve renkler hayalde kalmış. Hayat sürüyordu. Resmin yerini yazı yazmak aldı. Elektronik bir ekran yardımıyla okuyup yazabilmem yaşamdan kopmamı önledi. Anılarımı düşündüklerimi yazmak istedim.

Resimde gördüğüm renkleri yazıya yansıtmak zordu. Bir bulmaca çözülür gibiydi. Çözülüşü az ve öz olmalıydı. En basit ve kolay sanılan yazı en çok karalama yapılandı.

Bazen hayaller, umutlar, dilekler ve gerçekler yaş almış kişilerin rüyalarına kadar sarkıyor. Bazı kere aranan yanıt bulunuyor. Heyecan dalgası uyku sislerini dağıtıyor. Yeniden aktiviteye geçmek için dört gözle yeni günün sabahı bekleniyor. Çünkü ileri yaştakiler de ortamdan kopmak istemiyorlar. Var olduklarını kanıtlamak için üretmek gerekiyor. Gün doğumu demek. Yeni fikir yeni umut ve mutluluk oluyor. Ben de bu uzun yaşam sürecimde, özveriyle bu mutlulukları tattıranlara maddi manevi her türlü desteği verenlere içten teşekkür ederken, görme engelime rağmen bana cesaret verdikleri için kendimi yazmaya adamayı düşünüyorum.